Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2010 Pazar

Ricardo Quaresma İmza Töreni


Ricardo Quaresma, Kartal oldu. Bugün İnönü Stadyumu'nda imza için tören düzenlendi ve Quaresma taraftarın önüne çıktı. Bu sene 7 numarayı giyecek olan Quaresma, eminim yoğun sevgi seline şaşırmıştır.
Ben, bugün yapılan imza töreninin abartı olduğunu düşünüyorum. Gelen yabancı transferleri o kadar şişiriyoruz ki gelen adam motive mi oluyor, demotive mi oluyor tartışılır. Ben bu tarz abartı imza törenlerine daima karşı oldum. Koskoca Beşiktaş camiası, böyle bir tören yaparak yara almıştır, küçülmüştür. Beşiktaş çok büyük bir camia... İstanbul güzel bir şehir ve bunun yanında parayı verdin mi Türkiye'ye çoğu ünlü oyuncuyu getirebilirsin. Ricardo Quaresma bu kadar mı ulaşılamaz bir oyuncu? Sen Beşiktaş'sın! Parayı verirsen, pazarlığını iyi yaparsan bu takıma daha ne yüce oyuncular getirirsin. Böyle bir tören yaptın, Beşiktaş camiasına zarar verdin. Abartıya gerek yok. Sene içinde Ricardo Quaresma, Beşiktaş'a 10 maç kazandırır, seni şampiyon yapar. O zaman şampiyonluk şöleninde abartırsın, güzel bir kutlama yaparsın. Sonuçta biz dereyi görmeden paçayı sıvıyoruz. Adam geldi, daha iş başı yapmadı, biz adamı göklere çıkardık. Niye en başta, niye sonra değil? Çıkarın adamı göklere! Unutmamak lazım ki her sert çıkışın bir düşüşü vardır. Düşüşe geçtiği zaman ne yapacak Demirören Yönetimi? Kırmızı halı yerine kefen mi serecek Ricardo'nun önüne?
Yönetim iyi bir hamle yapıyor, ardından çok geçmeden kötü bir hamle yapıyor. 2005'ten bu yana Yıldırım Demirören yönetimi böyle geldi, böyle gidiyor. Yazık! Bir adım ileri, iki adım geri...

20 Mayıs 2010 Perşembe

Rüştü Bahane, Amaç Gündem Değiştirmek


Yine elden kaçan bir şampiyonluk yine şampiyonu tebrik edip, biz nerede yanlış yaptık sorularının sorulması gereken yerde gündem değiştirmek. Bu konuyu sadece bu kadarı ile anlatsam hangi kulüpten bahsettiğimi anlamak zor olmayacaktır. Bir Rüştü muhabbeti aldı başını gidiyor? Kimin haklı olduğu , bu konuda kimin haklı olduğu , ne kadar önemli olduğu tartışılır. Pazar gecesi, pazartesi ne konuşuyorduk şimdi ne konuşuluyor. Rüştü aramış mı aramamış mı? Bursaspor'un şampiyonluğu üzerinde şaibe oluşturma çabaları boşa. Olaya en olmayacak tarafından bakacak bile olsak yani Rüştü 'nün Trabzonspor'lu oyuncuları motive etmesi ne kadar önemli, sen final maçında evinde rakibini yenemiyorsan susacaksın. Ayrıca kamuoyu Rüştü 'yü de Aziz Yıldırım'ı da çok yakından tanıyor.
Son not: Rüştü bu ülkede şu anda top oynayan , totalde (karakter, günlük performans, başarılar açısından) ilk 3 te yer alan bir Türk futbolcu değil mi?

20 Nisan 2010 Salı

Okay Karacan ' dan Çıktım Yola


Beşiktaş bu hafta Fenerbahçe'ye kaybederek matematiksel olarak olmasa da Şampiyonlar Ligi şansını mucizelere bıraktı. Daha önce de bahsettiğimde Beşiktaş'ın geçen sezonki şampiyonluğunu hakkıyla aldığını, ancak rakiplerinin gerek medya gücüyle gerek diğer baskı yöntemlerinden hiçbirini uygulamadığından ötürü bu şampiyonluğu rakiplerinin de hediyesi olarak görmem bazı Beşiktaşlı arkadaşlarımı kızdırıyor. Çünkü benim gözümde sistemin 3. parçası olmaktan öteye geçemeyecekler.

Dün gece Bilgin Gökberkle Okay Karacan'ın Takım Oyunu programını bir bölümünü (ezel'in reklam araları) izledim. Okay Karacan Beşiktaş'lı olduğunu vurgulayarak isyan bayrağını açtı. Bunları ben desem bir başka Galatasaraylı , Fenerbahçe'li veya Hıncal Uluç dese kıyamet kopar. Beşiktaşlılar yine alınırlar,kızarlar . Dinlediğim kısımdaki söylediklerinin meali şu şekilde. "Beşiktaş 20 sene sonra bugünden tek fazlası 3 şampiyonluk olacak. 4 olsa ne değişir? (benim hesaba denk geliyor 6 yılda bir şampiyonluk) Beşiktaş'ın gücü Galatasaray ve Fenerbahçe'den daha az. Beşiktaş Fenerbahçe'nin yıllar önce bıraktığı forvetine dünyanın parasını verirken, Fenerbahçe İspanya Gol Kralı'nı alıyor, Galatasaray desen Keitalar, Baroslar la oynuyor. Arada ciddi bir vizyon farkı var. Avrupa'da zaten etkisiz. Yıldırım Demirören gitse yine buna benzer insanlar kulüpleri yönetecek.( farklı insanları da gördü bu ülke, kovuldular neredeyse Özhan Canaydın, Süleyman Seba, Serdar Bilgili). 20 sene önceki Manchester United ile bugünkü arasında çok fark var, biz de böyle bir kulüp var olmayacak...."

Şimdi Galatasaraylılar ben de dahil olmak üzere Beşiktaş'ın hakkının yendiğinin farkında ve bunun için daha çok konuşuyoruz ama babamızın hayrına değil işin doğrusu. Fenerbahçe'nin puan kaybı ile Galatasaray rakibine yaklaşacaktı. Beşiktaş kazansa ve Galatasaray'ı geçebilecek durum olursa bile birşey değişmezdi, olacak en kötü sonuç 4 . lük olurdu. Bir farkı yok ikisi de aynı kupaya gidecek.

Beşiktaşlılar da yine yaşadıkları hüsranla birlikte Beşiktaşlı duruşuna geçtiler ve şerefli 4.cülük veya 3. cülükle övünecekler, artık ellerine ne geçecekse...

Başkanları onların bahsettiği ne kadar Beşiktaşlı duruşuna sahip olduğu tartışılması gereken ayrı bir konu, en azından benim gözümde Yıldırım Demirören Beşiktaşlı duruşundan ziyade sistem adamıdır. Hafta başında hakemler hakkında spekülasyon yaratmaya çalışıp etki altına çalıştı, ama sistemin zayıf halkası kırıldı. Bu noktada Beşiktaş'ın sistem içindeki etkinliği Fenerbahçe'den zayıftır dememe kimse kırılmasın. Olması gereken Beşiktaş'ın Quaresma'yı falan getirmesi değil, Galatasaray ve Fenerbahçe'den farklı olarak daha öz kaynaklarına yönelmesi, Tabata'lar almak değil de yeni Bobo'lar bulmak üzerine yoğunlaşır, Avrupa Kupaları'nı rakiplerinden daha çok önemserlerse Beşiktaş aralarından sıyrılabilir. Esasında sonuç olarak demek istediğim Beşiktaş'ın Türkiye'nin Liverpool'u olmaya çalışması, ve sonucunda Liverpool'dan daha çok şampiyonluk yaşama ihtimalleri daha yüksek olacaktır. Sistemin 3. parçası olmaktan çıkabilmek ligdeki başarıdan çok Avrupa'dan geçer, bakınız Galatasaray'a

19 Nisan 2010 Pazartesi

Mesele Verilmeyen Penaltı Değil Yeğen, Mesele Kazanmak İçin Her Yolun Mübah Görülmesi


Bir Galatasaraylı olarak bu maça bakış açım Beşiktaş'ın bu maçtan galibiyetle ayrılması veya en azından bir puan alması yönündeydi. Alınan bu sonuçla Galatasaray'ın artık şampiyonluk şansı son 6 maçta 6 galibiyet alan takımdan yada son haftada Fenerbahçe'nin Denizli'de kaybetmesiyle kazanılan şampiyonluklardan bile zor hale geldi. Beşiktaş da fiilen bu maçta ligi en iyi durumda 3. bitireceği kesinleşti.


Galatasaray , Fenerbahçe'ye evinde yenildiğinde bu kadar zoruma gitmedi işin doğrusu. Maçın içinde Fenerbahçe'nin aleyhine çalınması gereken düdükler, verilmesi gereken penaltı ve kartlar ligin cılkının çıktığının göstergesiydi. Emin olun ki Fenerbahçe'nin yerinde Galatasaray olsa ve böyle bir galibiyet almış olsa içime sinmezdi. Olay Lugano'nun eline çarpan pozisyonun verilmemesi veya İbrahim Üzülmez'in pozisyonunun ofsayt olarak nitelendirilmesi değil. Çok bariz olmadıktan sonra hakemler hakkında konuşmak da doğru değil . Futbolumuzun içine tüküren Bilica'nin penaltı öncesi penaltı noktasını eşelemesiydi ve orada hakem olarak görevlendirilmiş 4 tane şahısın hiçbirinin bunu görmeyişiydi. Yanlış anlaşılmasın Ernst'in yaptığı hareket doğru değil, ama sevmesek de birçok maçta bunu görüyoruz, yenik takımın oyuncusu o anlık hırsla vuruyor,hakem de görüp cezasını veriyor. Federasyon da o cezayı 3 maça bağlayacaktır. Ya Bilica'nın yaptıklarının cezası ne olacak?


Bir tarafta Rüştü var , bir tarafta Volkan var. İkisi de şu anda ligin en iyi kalecileri durumundalar. Ama birisi tün takım taraftarlarının saygı duyduğu bir isimken, diğeri kendi taraftarları haricinde tüm futbolseverlerin nefret ettiği bir isim. Penaltıyı kurtarmış hala hakemin üzerine koşuyor, farkında değil ki pozisyon penaltı, penaltı noktası eşelenmiş, bir kırmızı kartı daha çıkaracak basireti kalmamış bir hakem var. Hala daha koşuyor. Galatasaray maçlarında seyirciyi tahrik eder, sonra bir şey olmamış gibi davranır, ayıp ediyor , ihanet ediyor kendisine. Kendisini Dünya'nın en iyi 10 kalecisinden biri olduğunu düşünüyor da Fenerbahçe'den Arsenal'e veya Milan'a neden gidemediğini bir düşünse iyi olacak.


Bu kadar hakeme ve Fenerbahçe'ye sallamasına salladım da Beşiktaş'ın hiç mi kabahatı yok. Bir penaltı kullanma hakkı en azından verilmiş, orası eşelenmiş de olsa atacaksın. Lige 40 gol atamadan ben şampiyonluğa gidiyorum demekle olmuyor. Sanki bu sene Beşiktaş transferler konusunda ciddi değişimler göreceğiz hissine kapılmamak elde değil.


Fenerbahçe de Beşiktaş da hakemleri etkisi altına almak için haftalardır ellerinden geleni yapıyorlar. Demek ki Fenerbahçe'nin gücü Beşiktaş'ın üzerinde, geçen sene de söylediğim gibi geçen sene Beşiktaş'ın aldığı şampiyonluk önümüzdeki 6 sezonda şampiyonluk yaşayamaması için verilen bir sus payıydı.

14 Nisan 2010 Çarşamba

Zirve 'de Aslan ve Kartal Hesapları


Beşiktaş ve Galatasaray liderin 5 , Fenerbahçe'nin 4 puan gerisinde 30. haftaya hazırlanıyorlar. Şu anda iki takımın kaderi birbirlerinin elinde gibi duruyor. Ligde 3. ve 4. lük arasında bir fark olmayacağı için bu haftasonundaki maçta Galatasaraylılar Beşiktaş'ı destekleyecekler. Gelecek haftada Beşiktaşlılar Galatasaray'ın Bursaspor'u yenmesini bekleyecekler. Şu anda Bursaspor ile Fenerbahçe'nin ciddi avantajları bulunuyor. Galatasaray'ın ve Beşiktaş'ın açısından bakacak olursa Galatasaray oynayacağı maçları kazanması, Bursaspor'un Ankaraspor ve Galatasaray maçları haricinde kalan 3 maçtan en azından birinde puan kaybetmesini bekleyecek. Evinde oynayacağı Gaziantepspor, Kayserispor veya Beşiktaş maçlarından rakibinin puan kaybetmesini bekleyecek. Bu hafta Beşiktaş'ın alacağı 1 puan sadece Galatasaray'a yarar. Beşiktaş mutlaka kazanmak zorunda ama Mustafa Denizli hesabını şampiyonluk değil de Şampiyonlar Ligi üzerine kurarsa yine hedefe ulaşabilir. Fenerbahçe oynayacağı son 5 maçtan bırakın 4 puan kaybetmeyi 8 puan kaybedebileceği fikstürü var. Galatasaray'ın istikrarsız gidişi Mustafa Denizli'ye Şampiyonlar Ligi hesabı yaptırabilir.
Beşiktaş ile Galatasaray puan olarak dezavantajlı konumda olabilirler. Fakat iki takımın da bütün maçlarını kazanırsa Şampiyon Galatasaray ,ikinci Beşiktaş olacak. Mustafa Denizli'nin geçen seneki söylemlerinin tutmuş olması, bu sene 32. hafta da 4 takımın birden potada olacağını söylemesi , Galatasaray'ın son kazanılan şampiyonlukta son 6 hafta bütün maçlarını kazanarak şampiyon olması Galatasaray'ı ve Beşiktaş'ı önemsememiz gerektiğini gösteriyor.

11 Şubat 2010 Perşembe

Gerisini Düşünen Beyinlere Bırakıyorum


Beşiktaş taraftarı , Yıldırım Demirören'e kızgın olmakta haklı. Yapılan transferlerden tutun da duruş olarak Demirören'e kanları kaynamıyor. En çok da "Antep'e Başkan Olsana" diye takılıyorlar. Herkesin bildiği kadarıyla Gaziantepspor İsmail ile Tabata'nın transferinden dünyanın parasını götürdü diyebiliriz. Gaziantepspor bu paraya pekala da Kewell + Elano transferini gerçekleştirebilecek bir maddi güce ulaşmış olması gerek. Ancak o çapta gelen giden yok,onun haricinde bütçe yine de soru işaretlerine bulanmış durumda Antep bu sezon güya zirveye oynayacaktı yine kayıp. Murat Aksu , Seçim öncesi Mali Kurul'da ibra etmedi, bunu diğer Beşiktaş 'ın büyük adamları da biliyor ancak olayın örtbas edilmesi daha kolay olurdu, öyle tercih ettiler.
Bugün ajansspor.com 'da bir haber ilgimi çekti. Bu yazıyı da ondan dolayı yazıyorum. "Gaziantepspor mali kongresini değerlendiren Gaziantep Büyükşehir Belediyespor eski Başkanı ve Sahan Restoranlar Zinciri Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Tekin Öztan "Takımımızın 2009 yılında 48 milyon 177 bin lira gelir, 46 milyon 928 bin lira gider olmak üzere bütçesinin 1 milyon 900 bin lira fazlalık verdiği, 28 milyon lira ticari alacağının olduğu, bu yılın bütçesinin de 7 milyon TL açık vermesinin beklendiği ifade edilmiştir. Ancak bütün bu hesap kitap alt alta konulduğunda Tabata ve İsmail' den gelen 29 milyon TL ve federasyondan gelen 19 milyon TL'nin nerede olduğu bilinmemektedir......"


Yani Gaziantepspor 29 trilyon sadece iki futbolcudan gelir elde etmiş; ancak gelir gider dengesi neredeyse denk. Her sene Beşiktaş'a bu kadar pahalı futbolcu satamazsın. Zaten Galatasaray ve Fenerbahçe bu paraları bu futbolculara vermez. Yarın öbür gün böyle Beşiktaş'a futbolcu satamazsan halin Malatyaspor'dan , Kocaelispor'dan beter olur. Gerisini düşünen beyinlere bırakıyorum...

1 Şubat 2010 Pazartesi

Beşiktaş'ta Sözün Taraftarda Olması Gerekiyor


Beşiktaş'ın dünkü seçimde yine yeniden Yıldırım Demirören'i seçmesi Beşiktaş delegelerinin en büyük günahları arasında yer alacaktır. Dünkü seçimi Yıldırım Demirören değil; Aziz Yıldırım ve Adnan Polat kazanmıştır. Dün Galatasaray ve Fenerbahçe'nin başkanları oy kullansa onlar da Demirören'e oy verirlerdi.


Geçen sezon ki lig şampiyonluğuna rağmen Demirören'in kazanması Beşiktaş'a yapılan en büyük ihanettir. Şayet Murat Aksu seçimi kazansaydı Beşiktaş şampiyonlukları kazanmayabilirdi ancak Beşiktaş'ın delegelerinin dik durduğunu söyleyebilirdik. Bu kadar başarısız transferlerin, bu kadar Beşiktaş'ın efsanelerin kestaneleştirilmesinin ve en çok da yanlış ekonomik politikaların önüne geçmek varken Beşiktaş yola devam dedi.


3 büyüklerin mevcut başkanlarının seçime girdiklerinde mevcut başkanların kazandığını çok gördük. Fakat Beşiktaş için bu seçimin böyle olmaması gerekiyordu. Beşiktaş değişime giderek radikal bir dönüş sergilemesi gerekiyordu.


Düşünüyorum da Yıldırım Demirören'e bir Beşiktaş delegesi niye oy verir aklım almıyor. Sportif başarı açısından bakarsak rakiplerinin yorgunluğuna gelen bir lig şampiyonluğu, Beşiktaş'ı hedefe götürmeyecek ancak lig şampiyonluğunu veya Avrupadaki başarıları süslendirebilecek olan Süper Kupa ve Türkiye kupalarını alınmış. Peki esas hedefler ne durumda? Tam anlamıyla cacık. Avrupa'da başarısız, Mustafa Denizli'nin sayesinde alınmış tesadüfi bir lig şampiyonluğu var ortada. Kulüp günden güne borç batağına gidiyorken; güya olmayacak paralara transfer yapılmışken buna ses çıkarmayan BEŞİKTAŞlılar var .


Beşiktaş 'ın geleceği kişisel çıkarlar uğruna belirleniyorsa, Beşiktaşlı bir taraftar olsam Beşiktaş 'ı askıya alırdım. Gerçek Beşiktaş taraftarı bir şekilde tepkisini göstermeyip , napalım buna da eyvallah derlerse daha kaybetmeye devam ederler. Beşiktaş'ın gerçekten radikal bir değişime ihtiyacı var.

26 Kasım 2009 Perşembe

Manchester 0 - 1 Beşiktaş


Beşiktaş, deplasmanda yedek ağırlıklı çıkan kırmızı şeytanları Tello'nun attığı tek golle yenerek tarih yazdı. Helal olsun karakartala.
Açık söylemek gerekirse Beşiktaş'ın Fener galibiyetinin vermiş olduğu motivasyon ile çıkacağını düşünerek galibiyete odaklanmıştım. Bekelediğim gibi oldu. Hatta İddaa'da ilk yarı 2, ikinci yarı 2 oynadım. Neyse şimdi gelelim maçın geneli hakkında değerlendirmeye:
Beşiktaş'ta son iki maçtır değişen şeyler var. Örneğin mahalle futbolu havası bitmiş, artık paslaşarak defanstan top çıkarabiliyoruz. Defanstan top şişirme olayı bitmiş, yerini paslaşarak topu kendi yarı sahasından çıkaran bir takım gelmiş. Böylece rakip takım daha çok yoruluyor ve rakip takımın dinamikleri daha kolay yıkılıyor. TSL'de aynı stratejiyi uygulayabilirse Beşiktaş, o zaman galibiyet serisi bozulmaz, devam eder.
Beşiktaş'ta maç boyunca Rüştü, Ferrari, Ernst, İsmail Köybaşı, İbrahim Toraman mükemmel oynadı. Özellikle Ernst ve Ferrari Beşiktaş'ın en iyi oyuncuları olduğunu bu maçta tekrar belli ettiler. Bu adamlar Türkiye Ligi'nin çok üstünde top oynuyorlar. Bu adamları izlerken futboldan çok zevk alıyorum. Ernst ve Ferrari, maçta hatasız oyandılar. İsmail Köybaşı joker adam rolünde oynadı. İsmail maç boyunca her yerdeydi. Çok koştu, çalıştı ve maça her şeyini verdi. Teşekkürler İsmail. Rüştü'nün son dakikadaki 2 kritik kurtarışı alkışları topladı. Teşekkürler Rüştü. Son 5 günde iki büyük galibiyete imza atan Beşiktaş'a sonsuz teşekkür ediyorum.

22 Kasım 2009 Pazar

Beşiktaş 3 - 0 Fenerbahçe


Dün yine Beşiktaş'ta çok güzel bir ortam vardı. Şarkılarla, derbi heyecanı zaman ilerledikçe pekişiyordu. Fener maçlarının tadı başka oluyor. Hava, atmosfer her şey futbol için müsaitti. Maça başlamadan önce Beşiktaş'ın kadrosunu görünce Wolsburg maçındaki gibi şok olmasam da bir parça sinirlendim. Serdar Özkan'ın kadroda ne işi vardı? Serdar Özkan dışında diğer oyuncular beklediğim gibiydi. Ama maça 10 kişi başlamak canımı sıktı. Daha öncden de yazılarımda belirttiğim gibi Serdar Özkan, İbrahim Kaş gibi adamlar BJK için zarar. Maç başlamadan hemen önce Beşiktaşlı futbolcular çember oluşturup galibiyete kitlendiler.
*****
Maçın başlama düdüğü ile beraber Beşiktaş'ın baskısını gördük. ilk 15 dakika rakip sahayı ablukaya aldı BJK, sağlı, sollu ortalarla güzel bir baskı kurdu. Baskı devam etse gol işten bile değildi. 15.dakikadan sonra Fener, atakları püskürttü, önce orta sahada geçen oyunun ardından bir miktar BJK kalesine doğru gelmeye başladılar. İlk yarıda önemli posizyon fazla yoktu. Gözüme çarpanlar maçın başında Serdar Özkan'ın penaltı noktasından kaçırdığı bir posizyon vardı. Gol kaçtıktan sonra iyi bile vurdu, hayret dedim. Fenerin Roberto Carlos ile uzaktan bir şutu var. Alex'in ilk yarının son dakikasında nefis bir frikiği var. Bir de Gökhan Gönül'ün İbrahim Üzülmez tarafından düşürüldüğü bir posizyon var. Posizyon penaltı bana göre. İbrahim Üzülmez çok profosyonel bir faul yaptı.
******
İlk yarıda Beşiktaş'ın kontrollü, güzel paslaştığı bir oyun vardı. Beşiktaş'ın ileriye çıkarken paslaşmalarını, organizasyonlarını beğendim. Eskiden 2 pasla zor çıkarken, derbide fazla pas sayısı ile iyi organisazyon kurduğun gördük. Beşiktaş'ın defans bloğu çok çok iyi. Bu sene Beşiktaş'ın çok az gol yiyeceğini düşünüyorum. İlk yarıda İbrahim Üzülmez'in iki ortası var. Premier lig oyuncuları halt etmiş. O nasıl ortalar öyle. Tek kelimeyle mükemmel iki öldürücü orta... Fener hiç organize olamadı. Beraberlik için gelmişler. Daum bu atmosferi iyi bilir. Anlaşılan baya çekinmiş olacak ki Alex bile baya geride oynadı ilk yarıda.
*****
İkinci yarı Mustafa Hoca doğruyu buldu. Serdar'ın yerine Tello girdi. Sen maça Tello ile başlasan Beşiktaş ilk yarıdan maçı bitirirdi de neyse! Tello'nun girmesiyle orta sahada topa daha da hakim oldu Beşiktaş. ikinci yarının başlarında Beşiktaş'ın bulduğu goller galibiyeti getirdi. İlk golde İbrahim Üzülmez'in topu çekip sağ ayakla yaptığı ortaya Micheal Fink öyle bir güzel vurdu ki muhteşem bir gol attı. Son yıllarda gördügüm en güzel gol! Tek kelimeyle mükkemmel. Golü attığımızda aklıma geçen seneki Beşiktaş'ın Sivasspor'a attığı gol geldi. Yusuf ortayı yapmıştı. Tello tam köşeye vurmuştu. Tabi Yusuf bilerek bir orta yapmıştı. İbrahim Üzülmez sağ ayağı ile bilerek mi yaptı o ortayı tartışılır. Ama ne olursa olsun gole şapka çıkarırım. Ardından kısa süre sonra Bobo'nun golü var ki bu golde oyuna ikinci yarıda giren Tello'nun hakkını verelim. Pas çok kurnaz, Bobo'nun çabucak dönüp Lugano'yu zor durumda bırakması Bobo'nun vuruşu, Volkan'nın goldeki çaressizliği gerçekten Avrupai bir gol. Tebrik etmek lazım. Ayakta alkışlamak lazım. 2-0 dan sonra her şey daha da rahatladı. Artık farka gitmek için BJK'nın bir engel kalmadı dedim ki Mustafa Hoca oyuna Yusuf'u çıkarıp Uğur'u aldı. Biraz işi sağlama almak istedi. Ben bu değişikliği her ne kadar tasvip etmediysem de Uğur değişikliğinin ileriki dakikalarda doğru olduğunu gördüm. Uğur'a joker adam görevini verdi. Koş koş koş dedi. Adam her yerdeydi. İleride ve geride görev aldı. Fener 2 golü yedikten sonra kendine geldi, baskı kurmaya başladı ancak Beşiktaş'ın defansı gerçekten çok iyi. Hani düşünüyorum da Beşiktaş'ın defans hattı ile Galatasaray'ın ofans hattı birleşşe ne olur? ECL'de final oynayan bir takım olur diye düşnüyorum! Fener'de Kazım'ın oyundan atılmasından sonra Fener havluyu attı. Beşiktaş'ın ofsayt olan golü ile birlikte maç 3-0 bitti.
*****
Sonuç olarak Beşiktaş anlık hataları affetmedi. Fink'in golü beceri golü ama Fink'i tutan adam yok. Bobo, Lugano'nun en ufak hatasını iyi değerlendirdi. Hani Beşiktaş'ın maç boyunca %100 lük gol posizyonu az var, ama farklı galip gelmesini bildi. İbrahim Üzülmez iki asisti ile maçın adamıydı. Gollerin dışında iki asist olacak pası daha vardı, ancak Beşiktaşlı oyuncular değerlendiremedi. Beşiktaş maça piskolojik olarak o kadar iyi hazırlanmış ki 3-0'dan sonra bile futbolcular tüm enerjisi ile koşuyorlardı. Beşiktaş'a helal olsun. Fenerbahçe bu futbolla daha çok puan kaybedecek. Göreceksiniz...

19 Kasım 2009 Perşembe

Beşiktaş - Fenerbahçe Maç Öncesi


Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi 21 Kasım Cumartesi günü İnönü Stadı'nda oynanacak. Her derbide olduğu gibi taraftarlar maçı dört gözle bekliyor. Hal böyle olunca maçın nasıl sonuçlanacağı merak konusu.
Fenerbahçe 31 puanla TSL'nin birincisi ve Beşiktaş'tan 7 puan önde bulunuyor. Beşiktaş'ın bu maçı kazanmaktan başka çaresi yok. Bu demek oluyor ki BJK bu maçta tüm riskleri almak zorunda.
Beşiktaş camiası son haftalarda karışık: Bir yandan taraftarın yönetime protestosu, bir yandan yönetimin tribünü temizleme operasyonu bunlar Beşiktaş camiasının güç kaybettiği unsurlar. Geçen senenin şampiyonu bu sene hem ligde hem de Avrupa'da çok kötü bir tablo çiziyor. Kısaca Beşiktaş'ta işler her koldan karışık. Bu karışıklığı kısa süre kafadan atmak için BJK camiasının fenerbahçe galibiyetine ihtiyacı var.
Fenerbahçe'de durum nasıl?
Fenerbahçe 3 haftadır dinleniyor. Derbi maçında ısınma sorunu yaşayabilirler.
Fenerbahçe TSL'nin birincisi şu an. Ancak bu durum kimseyi aldatmasın. Fener bu sene kötü top oynuyor. Fener'i götüren yine Alex. Fenerbahçe ileride takım olamıyor. Aslını söylemek gerekirse BJK ile benzer sorunları yaşıyorlar. Fazla gol posizyonuna giremiyorlar. Ölü toplar ve Alex ile gol bulurlarsa buluyorlar. Bulamazlarsa geçmiş olsun.
Beşiktaş'ta durum nasıl?
Beşiktaş, defans bloğu ve ön libero haricinde gerçekten kötü. Oyun kurgusu, sistemi v.s. düzenli hiçbir şeyi yok. BJK'nın bu sene aldığı galibiyetlerin çoğu şans. Zaten skorlar ortada. hep 1-0.
BJK gol posiziyonuna girmekte çok zorlanıyor.
BJK ve FB, bana göre ikiside çok kötü. İki kötünün maçı ne olur? Bnm beklentim duran toplardan gelen goller maçın sonucunu tayin eder diye düşünüyorum. Maçın ortada geçeceğini düşünüyorum. BJK, FB'ye göre daha çok koşan bir takım dolayısı ile BJK'nın kazanma şansı daha fazla olmakla beraber maçın kaderini ölü toptan gelen ilk gol belirleyecek diye düşünüyorum. Bu maçta ilk golü atan farkı açarak kazanır...
Bu hafta sonu oynanacak derbide bir ilk yaşaabilir. Eğer FB maçı önde götürürse kıyamet kopacaktır. İnönü, duyulmadık küfürlere ve isyanlara maruz kalacaktır. Kısaca BJK'nın son yıllarda oynayacağı tansiyonu en yüksek maçlardan biri olacak. Beraberlik dışındaki bir skor Türkiye'de gündemi oldukça meşgul edecektir.

10 Kasım 2009 Salı

Beşiktaş - Fenerbahçe Maç Biletleri

Beşiktaş'ta taraftar, Beşiktaş camiasına kırgın ve sinirli. İki hafta sonra Beşiktaş-Fenerbahçe maçı var. BJK taraftarı böyle maçları sever. Özellikle Fener'i inönü'de yenmeye bayılır. Derbi maçının bilet fiyatları merakla bekleniyor. Bakalım Yıldırım Demirören yönetimi taraftara kıyak geçip, barışma tarafında yol alacak mı?

Geçen seneki bilet fiyatları aşağıda sunulnuştur. Benzer fiyatları bu maç için görebiliriz.

BİLET FİYATLARI
Geçen seneki derbi maç için belirlenen bilet fiyatları şöyle:
VIP Üst B-E: 750 TL
VIP Üst A-F: 500 TL
VIP Alt A-F: 425 TL
VIP Alt B-E: 450 TL
VIP Alt C-D: 500 TL
Numaralı Orta: 425 TL
Numaralı Kenar: 375 TL
Kapalı Üst: 300 TL
Kapalı Alt: 250 TL
Yeni ve Eski Açık: 90 TL

5 Kasım 2009 Perşembe

Mustafa Denizli'li Beşiktaş İmparatorluğu

Beşiktaş camiası, Beşiktaş futbol takımının gidişatından hiç memnun değil. Geçen senenin lig şampiyonu Beşiktaş, bu sene 2009-2010 TSL'ye çok kötü bir başlangıç yapıp, ardından şampiyonlar liginde içler acısı bir tablo sergiledi. Mustafa Denizli'li Beşiktaş'ın geçen seneden bu yana neler verdiklerini benim pencereden bir yorumlayayım dedim. Aşağıdaki grafikte BJK'nın bnm bazı kriterlere göre başarı grafiği var. Beşiktaş geçmekte olduğumuz bu dönemde gerileme döneminde bulunuyor.
Beşiktaş'ın geçen sene Ukrayna ekibi Kharkiv'e ağır yenilgisinin ardından Ertuğrul Sağlam yönetime istifasını vermek zorunda kalmıştı. Ardından göreve Mustafa Denizli getirildi ve Mustafa Hocalı Beşiktaş serüveni başladı.



Mustafa Denizli, Ertuğrul Sağlam'ın mirasına kondu. Başlangıçta gereksiz puan kayıpları aldı ve dolayısı ile eleştiriler gelmeye başladı. Mustafa Denizli'nin yardımına lig arası yetişti. 2008-2009 TSL ilk yarısı sona erdikten sonra Beşiktaş, Yusuf Şimşek ve Fabian Ernst transferi ile yükselme dönemine geçmenin temellerini attı. TSL 2.dönemi başladıktan sonra Beşiktaş, Ernst ve Yusuf'un takım içindeki etkili oyunu ile şans faktörü de birleşince Beşiktaş az gollü de olsa galibiyetleri alıp her geçen gün ligde yükselişine devam etti. Tabi bu dönemde Fenerbahçe ve Galatasaray'daki çöküş dönemi Beşiktaş'ın ekmeğine yağ sürdü. Sivas ve Trabzon'un ligde zirveyi zorlaması Beşiktaş için rekabet ortamı yarattığından Beşiktaş takım olarak şampiyonluğa daha çok inanmaya başladı. Sonuç olarak şans faktörü, Yusuf ve Ernst gibi iki oyuncunun Beşiktaş'a katkıları ile şampiyonluk geldi.
Beşiktaş 2008-2009 TSL şampiyonu olmasına rağmen medya başta olmak üzere gerçeği gören taraftar, şampiyonluğun Beşiktaş'ın çok iyi oynamayarak geldiğini bilincindeydi. Beşiktaş 2009-2010 sezonunda Türkiye'yi şampiyonlar liginde temsil etme şansını yakaladı. Ancak herkes biliyordu ki Beşiktaş mevcut kadrosu ile Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olamazdı. Dolayısı ile Beşiktaş'a çok iyi stopper ve 10 numara transferleri gerekiyordu. Beşiktaş'ın kritik bir sene geçireceğini bile bile Beşiktaş düzgün transfer politikası sürdüremedi. GS ve FB gibi Beşiktaş'ın lokomotif rakipleri her geçen gün takımına yeni kaliteli isimler alırken BJK bu transferlere seyirci kaldı. Dolayısı ile BJK'nın yazın geçirdiği 3 ayı duraklama dönemi olarak nitelendiriyorum. Beşiktaş yükselme döneminin ardından duraklama dönemine geçti. Takımın direncini düşüren bir etkendir duraklama dönemi.
Beşiktaş duraklama döneminde İsmail köybaşı, Ferrari, Micheal Fink transferlerini gerçekleştirdi. Ferrari transferini ayakta alkışlıyorum. Diğerlerine yorum yapmak istemiyorum. Kısaca yönetim, transfer politikasını iyi yönetemedi. 2009-2010 TSL ağustos ayında başlaması ile birlikte BJK'nın bitmek tükenmek bilmeyen puan kayıpları başladı. Lige kötü bir başlangıç yapan BJK, şampiyonlar liginde de çok kötü bir başlangıç yaptı. Böylece BJK'da gerileme dönemi de başladı. Halk, padişahın kellesini istiyor. Bakalım ne olacak?
Bu sene ne oldu da geçen seneki şampiyon yükselme döneminden gerileme dönemine geçti. Bunun cevabı basit aslında: Mustafa Denizli'nin kararsız takım strateji ve 11'leri buna sebebiyet verdi. Beşiktaş'ın sene başından bu yana düzenli bir 11'i olmadı. Hal böyle olunca spor yazarları eleştirmeye başladı. Onlar eleştirdikçe muhalif Mustafa Hoca kadroda eleştirilen isimlere yer vermeye devam etti. Sene başından bu yana Beşiktaşlı olan olmayan, futbuldan anlayan ya da anlamayan herkes gördü ki İbrahim Kaş, Uğur İncemen, Serdar Özkan Beşiktaş'ta ilk 11'de oynadığı sürece Beşiktaş'a faydalı olamazlar. Bahsettiğim adamlar takıma hep zarar verdiler. iyi niyetli oyuncular ama kapasiteleri yeterli değil.
Kısaca Tüm Türkiye'nin gördüğünü Mustafa Hoca görmüyor. Hadi halkın gücü yok, yönetim siz de mi görmediniz bu olanları? Her hafta farklı kadro, düzensiz bir strateji. ÇOK YAZIK!
Bu koskocaman BJK camiasına yazık! Avrupa'ya bizi rezil kepaze ettiniz. Bir an evvel Mustafa Denizli'nin takımdan gitmesi gerek diye düşünüyorum. Denizli'ye bu kadar tahammül eden ve yanlış transfer politiklarını sürdüren yönetim, biraz daha devam etmek istiyorsan, ne yaptığı belli olmayan bu adamı gönder... gerekirse 10milyon euro ver, Lucescu'yu getir. Yönetimin tek şansı bu. Eğer Mustafa Denizli revizyonunu FB maçına kadar yapmazsa, yönetim FB maçından sonra istifa etmek zounda kalabilir diye düşünüyorum.







1 Kasım 2009 Pazar

Beşiktaş Oyun Şablonunu Buldu Sanmıştım!


Beşiktaş, tam oyun şablonunu oturttu dedim. Yine yanıldım. Bildiğiniz gibi Beşiktaş son 3 maçında ileride Nihat ve Bobo ile başlıyordu. Boboyu sol kanata yakın (LWC) dediğimiz posizyonda oynatıyordu. Kontra atağa çıkarken Nihat ve Bobo ile geniş koşu alanlarından faydalanmaya çalışıyorduk. Bu yüzden oyun şablonumu 4-4-2 ye yakın bir formasyona kaymıştı. İleride iki hızlı adamımızın olması rakip defansı rahatsız etmesinin yanında uzun toplarda şansımızı artıran bir etken oldu. Kısaca benim nazarımda kötünün iyisini bulmuştuk. En önemlisi artık bizim de bir oyun şablonumuz vardı. Düşünsenize artık Mustafa Hoca'nın tattiklerinden başı dönen, kafası karışan oyuncuların yerine ne yaptığını bilen bir Beşiktaş olacaktı. Sırası ile Kasımpaşa, Wolsburg ve Eskişehir maçlarında ilgili taktiği uyguladık. Ben eski oyunumuza göre bu taktiği beğendim, gerçekten az golle de olsa iyi bir çıkış yakaladık. Ancak bu hafta Hoca beni yine şaşırttı. Bu hafta oyun şablonu biraz daha değişikti. Oyuna da Nobre ile başladı.
Beşiktaş'ın galibiyet serisini sürekli hale getirmesi için iyi ya da kötü bir taktik şablonunu sahaya oturtması lazım, bunlardan daha da önemlisi sahaya çıkan ilk 11'in en az 9 unun her maç olması lazım. Oyuncuların piskolojileri bozuldu valla. Ben bir türlü bu ikilemi çözemedim. Eğer senin düzenli bir 11 in olmazsa futbolcunun piskolojisi bozulur. Görüyoruz ki Hoca'nın yarattığı rekabet ortamı futbolculara ve takıma yaramıyor.
Hafta ortasında Şampiyonlar Ligi'nde oynanacak Wolsburg maçı ne olur?
Beşiktaş ilk maçtaki gibi bir taktikle çıkarsa BJK İnönü'de gülen taraf olur. Ama farklı bir şablonda yeni isimlerle bazı şeyleri zorlamaya çalışırsak geçmiş olsun.
Wolsburg bu hafta Mainz ile son dakikalarda yediği golle 3-3 berabere kaldı. Wolsburg'un iki golünü Martins attı. Biliyorsunuz Grafitte'nin kart cezalısı olması sebebi Martins bize karşı oynayacak. Martins BJK için çok tehlikeli bir oyuncu. hızlı adamlar BJK savunmasında zor anlar yaşatıyor. Geçen maçta soldan BJK'ya çok saldırdılar. Adamlar bizi iyi analiz etmiş. Bu maçta sol kanatta İbrahim Toraman ya da Sivok olacaktır diye düşünüyorum. Geçen seferki gibi sol taraf rahat olmaz. Wolsburg açık oynayan bir takım. Dolayısı ile Bobo ve Nihat ikilisi ile maça başlamak büyük avantaj olur diye düşünüyorum. Hızlı adamlar böyle maçlarda iş yapar. Bobo ve Nihat'tan gol bekliyorum bu maçta.
Şimdiden Beşiktaş'a başarılar...

20 Eylül 2009 Pazar

Levent Erdoğan'dan Zehir Zemberek Sözler



Beşiktaş asbaşkanı Levent Erdoğan Telegol'e bağlanarak zehir zemberek laflar savurdu. Yıldırım Demirören'in bir an evvel istifa etmesi gerektiğini, en kötü gelecek kongrede aday olmaması gerektiğini ifade etti. Buna ek olarak Yıldırım Demirören'in olduğu oluşumda bulunmak istemediğini, bu zihniyetle takımın çok kötü yerlere gideceğini ifade etti.

Mustafa Denizli'nin istifası durumu hakkında yorumda bulunan Sayın Levent Erdoğan, nereye istifa ediyor. Bu işler o kadar kolay değil, istifanın yanında aldıklarını da geri vermeli tarzında ifadeler kullandı.

Levent Erdoğan'a katılmamak elde değil, ancak camiada bu kadar etkin bir insanın canlı yayına bağlanıp böyle bir konuşmada bulunması beni çok şaşırttı. Bu konuşma çok konuşulacak. Önümüzdeki iki hafta BJK camiasında çok hareketli saatler yaşanacak. Beşiktaş'ın 10 günlük bir arası var, Moskova'ya gitmeden önce. Bu süreçte en kısa zamanda radikal kararlar verilemeli. Yeniden bir oluşum, BJK tarihi için önemli bir gelişme olur. Yıldırım Demirören yönetimi düşsün artık...

Her Şey Ters Gidiyor

Beşiktaş'a sezon başından beri bol şans dileyip durdum. Geleceği ön gördük. Durum çok vahimdi çünkü.Buralara gelmemiz tesadüf değil. İlk 3 hafta olacaklar kendini belli etmişti. Bunu ön görmek için kahin olmaya gerek yoktu. Çünkü hemen hemen tüm yazarların yapılan yanlışlar konusunda dilinde tüy bitti...

Beşiktaş'ta her şey ters gidiyor. Beşiktaş'tan bu zihniyetle hiçbir cacık olmaz. Bir defa senin ideal 11 in yok. Bu ne biçim iş ya! Düşünsenize kimse maça zihin olarak hazır olamıyor. Saçmalığa bak. Manu maçında Bobo'yu ilk 18'e almayan Mustafa Hoca (Türkiye'nin yeni dedesi), bugün Kayseri maçında ilk 11'de çıkarıyor. Paradoksa bakar mısınız? Yok böyle bir şey... İnsanı çileden çıkarır bunlar.

Maçtan hiç bahsetmek istemiyorum. Taraftarının önünde 3 puanı bırakıyorsun, yazık. Sadece birkaç oyuncuyu eleştireceğim. Serdar, İbrahim Kaş, Fink defolun gidin bu takımdan. İbrahim Kaş'ı haftalarca yazıyorum. Bu adamı savunan arkadaşları görünce de senin futbol bilgine diyorum. İbrahim Kaş yine maça damgasını vurdu. Gereksiz ve kontrolsüz topa girişleri ve hamleleri, ofansa anlamsız katkıları, goldeki hatası baş yoldurtan cinstendi.

Sonuç olarak BJK, ilk 6 haftada 12 puan kaybetti. Yok böyle bir tablo. BJK camiası çok karışacak. Teknik direktör sorunu çok büyük, ancak esas sorun yönetimdedir. Sorunu kökten çözmek lazım. Bu yönetim BJK başında olduğu sürece BJK taraftarı çok üzülür. Şampiyonlar Ligi çok önemli, ancak bu yönetim ile insan heyecanını kaybediyor. Çok acil radikal kararlara ihtiyaç var. Yok aynı şekilde devam ederse geçmiş olsun tüm camiaya...

16 Eylül 2009 Çarşamba

Helal Olsun Beşiktaş!


Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'nin ilk maçında Manchester United'a dakika 77. dakikada yediği golle 0-1 yenildi. Beşiktaş beklediğimden çok daha fazla direnç gösterdi. Birçok arkadaşla maç öncesi konuştuk. Beşiktaş'ın çok ağır bir yenilgi alacağını düşünüyorduk ama yanıldık.
***********************************************
Saolsun Mustafa Denizli geçmiş haftalara nazaran iyi bir kadro çıkardı. Artıları ve eksileri sırasıyla aktarmaya çalışacağım.
***********************************************
Öncelikle maça çok iyi başladık. Koşan, pres yapan, mücadele eden bir Beşiktaş vardı. Beşiktaş maça her şeyiyle çok iyi motive edilmiş olarak çıktı. Hocası ile, oyuncuları ile çok istekli bir Beşiktaş vardı. Sanki ilk beş haftadaki formsuz BJK tarihe karışmıştı. Beşiktaş'ın koşan, topa basan istekli oyunu Manchester United'ı oldukça zor durumda bıraktı. Açık söylemek gerekirse maç boyunca Beşiktaş ve Manchester pek iyi bir oyun ortaya koymadı. Ancak Beşiktaş üst düzey bir mücadele örneği gösterdi. Bu yüzden "Helal Olsun Beşiktaş" diyorum. Koşun, mücadele edin, pres yapın, hiç durmayın... Bütün maçlara yenilin, ama taraftardan bir "Helal Olsun" lafını alın.
***********************************************
İlk yarının ilk 15 dakikası dışında kontrol daha çok rakip takımdaydı. Beşiktaş ara ara çıkışlar yapıp, kornerler kazandı, ama duran toplardaki beceriksizliğimiz tehlike getirmedi.
***********************************************
İkinci yarı Beşiktaş yine istekli başladı. Uzun süre mücadele gösterdi. Yorgunluk belirtilerinin başlaması ile rakip ara toplarla tehlikeli posizyonlara girdi. Ama ciddi anlamda kaleye şutları yoktu. Dakika 77'de talihsiz bir gol ile Beşiktaş mağlubiyete boyun eğdi.
***********************************************
Mustafa Hoca'nın Doğruları/Yanlışları
Mustafa Hoca, futbolcular kadar istekliydi. Bu isteği futbolcularına da yansıtmış. Bunu gördük...
Hoca'nın oyuncu değişiklikleri çok yerindeydi. Serdar'ın yerine Yusuf değişikliği, Tabata'nın yerine Tello değişikliği ve Holosko yerine Nihat değişikliği bence çok doğruydu. Sadece Nihat'ı Ekrem'in yerine alabilirdi diye düşündüm bir ara. Çünkü yenik durumdasın, riskleri almak lazımdı diye düşünüyorum. Ancak gördük ki yapılan değişiklikler taraftardan ve medyadan tepki almayacak yerinde değişikliklerdi.
***********************************************
Hoca geçmişten ders almış ve bugün doğruya yakın bir kadro çıkarmış. Benim daha önceden önerdiğim kadroya gün geçtikçe yaklaşıyoruz. Sonunda benim kafamdaki kadroya ulaşacağız ve ben de burada yazacağım. Benim önerdiğim kadrolar ilgili linkte:
***********************************************
İbrahim Üzülmez sol back'te çok doğru bir karardı. Nobre başlangıcı çok doğruydu. Nobre'nin nasıl bir oyuncu olduğunu anlamak için şu maçı 2 defa izlemek yeterli. Nobre çok koşan, rakibe pres yapan, hava toplarında doğru yere top indiren, hava mücadelelerinde çekinmeyen bir karambol golcüsü. Nobre, uzun topları çok verimli hale getirdi. Defansına ve orta sahasına çok destek verdi. Nobre'nin her maçta oynaması lazım. iki forvet çıksın Beşiktaş, zaten Nobre geriye çok yardım desteği veriyor. Nobre, çok faydalı bir oyuncu. Nihat'ı ilk 11'de başlatmayarak çok doğru karar verdi, Hoca. Holosko'nun ilk 11'de başlaması doğru karardı.
***********************************************
Peki ilk 11'de yanlış neydi? Bana göre çok büyük bir yanlış vardı. Ekrem Dağ'dan ön libero olmaz, İbrahim Kaş'tan zorda kalmadığın sürece sağ back hiç olmaz. Saolsun golü de onun yüzünden yedik. İbrahim Kaş'ı bu takıma getiren manteliteyi şiddetle eleştiriyorum. Bugün ve her zaman Ekrem Dağ, sağ back olmalı, en azından İbrahim Toraman gelene kadar. Ön libero da ya uğur ya da Fink oynamalı. Mustafa Hoca doğruyu ne zaman bulacak merak ediyorum!
***********************************************
Beşiktaş'ta sahanın en iyileri Nobre, Ernst, İbrahim Üzülmez ve Ferrari idi bana göre. Bu oyunculara çok teşekkür ediyorum. Bence bu belirttiğim 4 oyuncu Beşiktaş'ın ideal 11'inde illaki oynamalıdır.
***********************************************
Beşiktaş gol posizyonuna giremiyor. Gol posizyonuna giremiyorsan duran toplarda tehlike yaratmalısın. Beşiktaş'ın yatıp kalkıp duran top çalışması şart! Gol yollarını zorlamak lazım.
***********************************************
Sonuç olarak, Beşiktaş, ilerisi için bir miktar umut verdi. Umarım en kısa zamanda toparlayacak takım. Yeter ki bugünkü gibi istekli olsunlar, bir bütün olsunlar...

15 Eylül 2009 Salı

Manchester Analizi


Bu dönem 5 maçta 4 gelibiyet alan Manchester ligde ortalama 2 golle oynuyor. Ligde Rooney nam-ı diğer Shrek boş geçmiyor. Hızlı, kıvrak ve tehlikeli bir golcü. Bu adamı iyi tutmak lazım. Defansta Ferdinand çok sağlam defans. Defanstaki hataları çok iyi toparlıyor. Yaşlı kurt Ryan Giggs her zaman bir tehlike. Micheal Carrick, Fletcher, Paul Scholes, Ji Sung Park gibi orta saha alternatifleri bol bir takım. Alex Ferguson kurt hoca, çok disiplinli ve çok tecrübeli.
Bence hava toplarında Beşiktaş'ın işi zor. Bu maçta Nobre ya da Nihat yerine Bobo forvette düşünülebilir. Yusuf, Tabata ve Tello'nun aralara iyi top atması lazım. Beşiktaş gol yollarında çok zorlanıyor. Taraftar desteğini arkasına alacak Beşiktaş'tan yarın çok şey bekleniyor.

Mustafa Denizli Manchester’ı Yenmek Zorunda!



Evet Beşiktaş değil, Mustafa Denizli Manchester’ı yenmek zorunda bugün. Çünkü bugün nasıl bir takım çıkarırsa çıkarsın Beşiktaş yenilirse eleştiri bombardımanı gelecek ki Beşiktaş kolay kolay kendine gelemez.

Yarın Hoca’nın 4 defans 2 ön libero çıkaracağını biliyoruz. Kaleciyi de çıkarırsak geriye 4 oyuncu kaldı. Büyük ihtimal tek forvet oynayacak. Bu durumda orta sahaya 3 oyunu ekleyecek. O kadar adam arasından kimleri kesecek kimleri oynatacak? Tabata’yı oynatmazsa başlarlar, 8 milyon Euroluk adam oynatmadı diye. Yusuf oynamazsa takımda adam eksilten, GS maçının en iyilerinden Yusuf nasıl oynamaz diyecekler. Tello oynamazsa Şili milli takımına bir daha gitti diyecekler. Diyecekleroğludiyecekler.

Mustafa Denizli, yine sürpriz yapmasın. Bambaşka bir kadro çıkarırsa artık kovalarlar bu adamı.

Ben, düşündüğüm ideal 11 i daha önceden belirtmiştim. Bakmak isteyenler için link aşağıdadır. Özellikle 2. taktik favorim.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Beşiktaş'ta Acı Tablo

Beşiktaş'ın zararı, sezonu iki kupayla tamamladığı geçen yıl yaklaşık 22 kat artarak 29.4 milyon liraya ulaştı. Kulübün borcu 59.7 milyon lira artarken, özsermayesi negatif oldu.

Beşiktaş, Turkcell Süper Lig ile Fortis Türkiye Kupası'nı kazanarak taraftarını sevince boğduğu geçen yıl, mali performans olarak borsa yatırımcılarını hayal kırıklığına uğrattı. Beşiktaş, sezonu çifte kupa ile tamamladığı 1 Haziran 2008-31 Mayıs 2009 tarihleri arasındaki 1 yıllık mali dönemi 29 milyon 417 bin lira zararla tamamladı. Beşiktaş'ın zararı, bir önceki yıla göre yaklaşık 22 kat arttı. Beşiktaş, Turkcell Super Ligi'ni üçüncü bitirdiği 1 Haziran 2007-31 Mayıs 2008 dönemini 1 milyon 345 bin lira zararla kapatmıştı. Beşiktaş önceki iki sezonu da toplam 24.5 milyon lira zararla bitirmişti. Beşiktaş'ın son 4 yıldaki zararı 55 milyon 354 bin liraya ulaştı.

Borcu 60 milyon TL arttı
Beşiktaş, Ertuğrul Sağlam'ı görevden alarak teknik direktörlüğe Mustafa Denizli'yi getirdiği, devre arasında ise Yusuf Şimşek ve Ernst'i kadrosuna kattığı geçen yıl borcunu da artırdı. Beşiktaş'ın bir önceki yıl 144.9 milyon lira olan toplam borcu, geçen yıl 59.7 milyon lira artarak 204.2 milyon liraya çıktı. Beşiktaş'ın kısa vadeli borcu 105.1 milyon liradan 140.2 milyon liraya, uzun vadeli borcu ise 39.3 milyon liradan yaklaşık 64 milyon liraya çıktı. Şirketin kısa vadeli finansal borçları 36.9, uzun vadeli finansal borçları ise 15.9 milyon lira seviyesinde bulunuyor. Beşiktaş'ın toplam borcunun yaklaşık 65 milyon lirasının Başkan Yıldırım Demirören'e olduğu kaydediliyor. Aktif büyüklüğü 188.8 milyon lira olan Beşiktaş'ın özsermayesi 15.4 milyon TL ekside bulunuyor.

Gelirleri de azaldı
Beşiktaş'ın çifte kupayı almasına rağmen, gelirlerinin ligi üçüncü bitirdiği sezona göre azaldığı gözleniyor. Şirketin toplam geliri yüzde 10'luk düşüşle 85.1 milyon liraya indi. Naklen yayın geliri 33.2 milyon liradan 28.3 milyona, kombine kart ve loca satış geliri 12.7 milyon liradan 10.8 milyon liraya düştü. Şirket sponsorluk ve reklam gelirini 11.5 milyon liradan 15.9 milyon liraya, lisanslı ürün satışı gelirini 10.5 milyon liradan 14.5 milyon liraya, maç hasılatını 4.3 milyon liradan 6.6 milyon liraya, isim hakkı ve lisans gelirini ise 5 milyon liradan 5.4 milyon liraya çıkardı. Faaliyet zararı 14.8 milyon lira olan Beşiktaş'ın kambiyo zararı 25.3 milyon lira olarak gerçekleşti. Beşiktaş bir önceki sezon yer aldığı ve hüsrana uğradığı Şampiyonlar Ligi'nden 11.8 milyon lira gelir elde etmişti.

Borçlanma devam ediyor
26 Nisan 2004 tarihinde görevinden istifa eden Serdar Bilgili'nin ardından 30 Mayıs 2004'de yapılan seçimler sonrası Siyah Beyazlı kulübün başkanlık koltuğuna oturan Yıldırım Demirören, 5 yıl içinde rekor sayılabilecek transfere imza attı. Demirören görev yaptığı 5 yıllık süreçte 65'e yakın futbolcu transfer ederken, bu futbolcular için yaklaşık 70 milyon euro bonservis ödendi. Demirören döneminde 40 futbolcu da gönderildi. 31 Mayıs 2009 tarihinde başlayan 2009-2010 yılı mali tablo döneminin birinci çeyreğinde de Beşiktaş uzun vadede önemli tutarda borçlanmaya imza attı. Bu yıl bonservis bedeli olarak Ferrrari için 4.5 milyon euro, İsmail Köybaşı için 5.5 milyon euro, Nihat için 4 milyon 250 bin euro ödendi. Mustafa Denizli ile bir yıllık 2.5 milyon euro karşılığında anlaşılırken, Ferrrari'ye 4 yılda 10 milyon euro, Kahveci'ye 4 yılda 13.5 milyon euro, Fink'e 3 yılda 3.6 milyon euro, Nobre'ye 3 yılda 6.7 milyon euro, İsmail Köybaşı'na ise 4 yılda yaklaşık 2.5 milyon euro dönecek. Tabata transferi için de Gaziantep'e Ekim 2010'a kadar 8 milyon euro bonservis bedeli ödenecek. Futbolcuya ise 3 yılda 4.5 milyon euro ödenecek. Kulübün bu yıl için yaptığı transfer harcaması, bonservis bedelleri ve futbolculara sözleşme süresince ödenecek tutarlarla birlikte 70 milyon euroya ulaştı.

Kaynak:http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=129343&KTG_KOD=411

13 Eylül 2009 Pazar

Beşiktaş'ta 3 G' ye Geçti !


Dün geceki oynanan maç gösterdi ki futbol kalitesiyle vasatı aşamasa da Galatasaray'ın ne denli güçlü bir takım olduğu dün gece bir kez daha ispatlanmış oldu. Milli aradan ötürü yorgun bir Galatasaray seyretmek insanın pek hoşuna gitmese de Keita 'nın güzel hareketleri seyircileri keyiflendirmeye yetti.


Skor tahmini olarak yanılmama rağmen Galatasaray'ın göstermiş olduğu performans beklentilerimin altında kaldı. Maç sabaha kadar da oynansa Galatasaray'ın kazanacağı izlenimi Beşiktaş'ın Avrupa kupası maçı öncesi önemli sinyaller verdi. Serdar Özkan yakaladığı pozisyonları değerlendirseydi de bu maçın kazanananı değişmeyecekti.


Mustafa Denizli'nin gerginliği yüzünden okunuyor olması Beşiktaş için ayrı bir tehlike oluşturuyor. Sanki Mustafa Denizli altından kalkabileceği zorlu şartlardan başarılı çıkabilen bir hoca olmuşken; şampiyon takımın hocası olmayı kaldıramamış gibi gözüküyor. Beşiktaş yaptığı kadro takviyesine rağmen gidişatın bundan çok da parlak olmayacağını gösteriyor.


Yorgun Galatasaray ile Beşiktaş arasındaki fark teknik adamlardan başlıyor. Bir takımın hocası devamlı gergin ; bir tarafın hocası sakin. Gergin hocanın oyuncu tercihleri de yanlış olunca fark iyice ortaya çıkıyor.

Rijkaard'ın saha kenarındaki karizmasının Mustafa Denizli'den çok üstün olması aradaki farkı anlatmaya yetiyor. İki takımda üç aşağı beş yukarı benzer poziyonlar yakalıyor; biri daha klas ilerleyip klas goller atıyor; diğeri elindeki fırsatları da değerlendiremiyor. Aradaki fark bu kadar...


Maçın adamları:
1-Leo Franco
2- Abdul Kader Keita
3- Galatasaray Taraftarı

Maçın Hayal kırıklığı
1- Rüştü
2- Serdar Özkan
3- Mustafa Denizli